Felsefe

Hegel’in Felsefesi

40,00

Hegel (1770-1831), J. G. Fichte ve en azından ilk eserlerinde F. W. J. von Schelling ile birlikte, Kant’tan sonraki onyıllarda Alman idealizmi dönemine mensuptur. Kant-sonrası en sistematik idealist olan Hegel, verdiği derslerin yanı sıra yayınlanmış yazılarıyla da, söylendiğine göre mantıksal bir başlangıç noktasından hareketle kapsamlı ve sistematik bir felsefe geliştirmeye çalışmıştır. Her halde, daha sonra Marx’ın alıp, komünizmle sonuçlanan materyalist bir tarihsel gelişim teorisine “dönüştürdüğü” bir anlatım olan en çok teleolojik tarih anlatımıyla tanınır. Almanya’da idealist felsefeler Hegel’den sonraya tarihlenirken (Beiser 2014), genellikle Alman idealizmi olarak bilinen hareket, Hegel’in ölümüyle birlikte fiilen son bulmuştur. Kuşkusuz, yirminci yüzyılın başından itibaren mantıksal düşüncedeki devrimlerden ötürü, Hegel’in düşüncesinin mantıksal yanı büyük ölçüde unutulmuştur ama siyasal ve toplumsal felsefesi ile teolojik görüşleri ilgi ve destek bulmaya devam etmiştir. Bununla birlikte, 1970’lerden bu yana, Hegel’in sistematik düşüncesine ve bunun mantıksal temeline daha genel bir felsefi ilgi yeniden canlanmıştır. 

İçindekiler | Kitabın İçinden

Nietzsche’nin Felsefesi

40,00

Modern Batı düşüncesinin enigması olan Friedrich Wilhelm Nietzsche bireycidir,
perspektivisttir, elitisttir, anarşisttir, varoluşçudur, yaşamsalcıdır, nasyonalisttir,
enternasyonalisttir, insanın ahlâken yükselişinin filozofudur, insanın ahlâken
çöküşünün filozofudur, romantizmle postmodernizm arasında bir köprüdür; bazen
de on dokuzuncu yüzyılla günümüz düşüncesi arasında köprüsüz bir uçurumdur.
Nietzsche aynı zamanda bir şairdir, denemecidir, filologdur. Nietzsche, her
hâlükârda, entelektüel radikalizmin en önemli simalarındandır.
Friedrich Nietzsche ve dağınık bir görünüm arz eden eserlerinin en önemlisinin
hangisi olduğu konusunda da, onun neyin filozofu olduğu konusundaki kadar
renkli ve sonuçsuz bir tartışma süregitmektedir. Böyle Buyurdu Zerdüşt, Ahlâkın
Soykütüğü ya da İnsanca, Pek İnsanca… Hakikaten Nietzsche’nin fikirlerinde
de, eserlerinde de gerçek anlamda bir merkez bulmak hiç de kolay değildir. Bu
nedenle, yazılarının ağırlık noktasının tespit edilemeyişi ile “Nietzsche enigması”
adem-i merkeziyet kavramıyla da incelenmeyi hak etmektedir.
Bu çalışmada Amerikalı felsefeci L. R. Anderson, Nietzsche’yi ve ona dair
süregiden tartışmaları bütüncül bir yaklaşımla ele alarak, aslında Nietzsche’nin
zannedilenden çok daha tutarlı ve odaklı bir filozof olduğunu ortaya koyuyor.
Nietzsche’nin Felsefesi felsefeyle ilgilenen her seviyeden okurlar için önemli ve
güncel bir kaynak…

Shakespeare Üzerine

40,00

❝O çağın bebeklik dönemine geri dönün: Olay örgüsünün sadeliği eski zamanların eylemleri olarak adlandırılan şeye, cumhuriyetçi, vatansever, dinî, kahramanca eylemlere gerçek­ten öylesine batmıştı ki, şair bu basit bütündeki parçaları ayırt etmekte, dramatik bir başlangıç, gelişme ve son(uç) yaratmak­ta ve sonra onları zorla ayırmakta, kesmekte veya birçok farklı olaydan bir bütün şeklinde yoğurmakta daha da zorlanmıştır. Bu, Aeskhylos veya Sofokles okuyan herkes için tamamen anla­şılabilir olmalıdır. Aeskhylos’ta, neredeyse çoğu kez arka arkaya sahneler, hikâye, hisler bulunmaksızın alegorik, mitolojik, ya­rı-epik bir resim olarak tragedya nedir? Ya da antik zamanla­rın insanlarının dediği gibi, belirli bir miktarda hikâyenin içine sıkıştırıldığı korodan başka bir şey değil midir tragedya? Olay örgülerinin sadeliği en az çabayı ve sanatı mı gerektiriyordu? Ve Sofokles’in oyunlarının çoğunda durum farklı mıydı? Filoktetes, Aias, Oedipus Kolonos’ta ve diğerleri, koro tarafından çerçevele­nen dramatik resim olan kökenlerinin tekdüzeliğine hâlâ çok yakındır. Hiç şüphe yok! Bu, Yunan tiyatrosunun doğuşudur!❞


İçindekilerKitabın İçinden

Spinoza’nın Felsefesi

40,00

Felsefenin büyük kitaplarının harikulade bir özelliği, hem sokaktaki insanın okuyup anlayabileceği, hem de yalnızca işin jargonundan haberdar olan uzmanların, yani felsefecilerin baş edebileceği iki ayrı düzlemde yazılmış olmalarıdır. Yayın dünyamıza üçüncü kez sessizce giren Spinoza’nın Ethica’sı işte bu tür kitaplar arasında belki de tarihsel önemi en yüksek olanlardandır. Sokaktaki insanın anlayabilmesi bütün teknik okuma zorluklarına karşı, yalnızca mümkün değil, zorunludur, çünkü orada yalnızca ve yalnızca –herkesin doğal olarak fikir sahibi olduğu– günlük hayattan, yaşam pratiğinden, tutkulardan, imgelemden ve bireysel ya da kollektif yaşamdan bahsediliyor. Buna karşın, ilk bakışta sokaktaki okuyucuyu belki de dehşete düşürebilecek sunuluş biçimi (Öklid geometrisi gibi, tanımlar, belitler, önermeler halinde düzenlenmiş geometrik bir sunum), sürekli olarak Tanrı’dan, Tözden, Sıfatlardan bahsedilmesi okurun cesaretini kırabilir. Oysa Spinoza’nın resmettiği hayatın geometrisiydi –fikirlerin ve duygulanışların gündelik yaşamımızda olduğu kadar bütün varoluş hallerimizde (en mistik alanlara varıncaya dek) birbirlerini kovalayıp durdukları, birbirlerini etkiledikleri ve belirledikleri. Böyle bir yaşam portresi modern dünyamıza o kadar uygundur ki, Spinoza’yı günümüzün, hatta geleceğimizin filozofu olarak kabul etmek zorunda kalırız. Ve fikirlerin bir örgütlenmesi olarak felsefe geometrik bir yönteme bu yüzden ihtiyaç duyar –fikirlerden yeni fikirlerin türeyişi… Böylece eğer geometrik sunuşta bir aykırılık görünüyorsa çözüm de hazırdır– Spinoza, yöntemini ne kadar matematikleştirirse o kadar yetkin bir şekilde günlük bireysel yaşamın içine dalmaktadır…