Felsefe

Dünyayı Yeniden Büyülemek: Avrupa Romantizminden Portreler

50,00

❝Elbette Romantizmin zengin ol­duğu kadar çelişkili de olan müktesebatı pek çok defa eko-faşizme de imkân sağlamıştır. Buna rağmen mitleri ve mistik güçleri değer­sizleştiren Aydınlanmacı söylemin aksine, Romantik mitoloji merakı insanlara mufassal kıssalar ve garip efsaneler temin etmiş, böylelikle onların günlük acılarını hafifletmiştir. Ejderhalar, canavarlar ve kurt­larla başlayıp Kral Arthur masallarıyla, Kızıl Elma ya da Megali Idea benzeri kutsal misyonlar etrafında devam eden etnik mitlerden gide­rek daha rafine ve serinkanlı bir tarih yazıcılığına doğru evrilmiştir Romantizm. Bununla birlikte bugün de dünyayı büyüleyen popüler kültür-sanat çalışmalarında görüyoruz ki, o köklerden gelmekte olan fantastik, muhayyel veya lejander tarih merakı her daim profesyonel tarihçiliğin yanı başında olacaktır.❞


İçindekiler | Yazarın Önsözü | Kitabın İçinden

Nietzsche’nin Felsefesi

40,00

Modern Batı düşüncesinin enigması olan Friedrich Wilhelm Nietzsche bireycidir,
perspektivisttir, elitisttir, anarşisttir, varoluşçudur, yaşamsalcıdır, nasyonalisttir,
enternasyonalisttir, insanın ahlâken yükselişinin filozofudur, insanın ahlâken
çöküşünün filozofudur, romantizmle postmodernizm arasında bir köprüdür; bazen
de on dokuzuncu yüzyılla günümüz düşüncesi arasında köprüsüz bir uçurumdur.
Nietzsche aynı zamanda bir şairdir, denemecidir, filologdur. Nietzsche, her
hâlükârda, entelektüel radikalizmin en önemli simalarındandır.
Friedrich Nietzsche ve dağınık bir görünüm arz eden eserlerinin en önemlisinin
hangisi olduğu konusunda da, onun neyin filozofu olduğu konusundaki kadar
renkli ve sonuçsuz bir tartışma süregitmektedir. Böyle Buyurdu Zerdüşt, Ahlâkın
Soykütüğü ya da İnsanca, Pek İnsanca… Hakikaten Nietzsche’nin fikirlerinde
de, eserlerinde de gerçek anlamda bir merkez bulmak hiç de kolay değildir. Bu
nedenle, yazılarının ağırlık noktasının tespit edilemeyişi ile “Nietzsche enigması”
adem-i merkeziyet kavramıyla da incelenmeyi hak etmektedir.
Bu çalışmada Amerikalı felsefeci L. R. Anderson, Nietzsche’yi ve ona dair
süregiden tartışmaları bütüncül bir yaklaşımla ele alarak, aslında Nietzsche’nin
zannedilenden çok daha tutarlı ve odaklı bir filozof olduğunu ortaya koyuyor.
Nietzsche’nin Felsefesi felsefeyle ilgilenen her seviyeden okurlar için önemli ve
güncel bir kaynak…

Spinoza’nın Felsefesi

40,00

Felsefenin büyük kitaplarının harikulade bir özelliği, hem sokaktaki insanın okuyup anlayabileceği, hem de yalnızca işin jargonundan haberdar olan uzmanların, yani felsefecilerin baş edebileceği iki ayrı düzlemde yazılmış olmalarıdır. Yayın dünyamıza üçüncü kez sessizce giren Spinoza’nın Ethica’sı işte bu tür kitaplar arasında belki de tarihsel önemi en yüksek olanlardandır. Sokaktaki insanın anlayabilmesi bütün teknik okuma zorluklarına karşı, yalnızca mümkün değil, zorunludur, çünkü orada yalnızca ve yalnızca –herkesin doğal olarak fikir sahibi olduğu– günlük hayattan, yaşam pratiğinden, tutkulardan, imgelemden ve bireysel ya da kollektif yaşamdan bahsediliyor. Buna karşın, ilk bakışta sokaktaki okuyucuyu belki de dehşete düşürebilecek sunuluş biçimi (Öklid geometrisi gibi, tanımlar, belitler, önermeler halinde düzenlenmiş geometrik bir sunum), sürekli olarak Tanrı’dan, Tözden, Sıfatlardan bahsedilmesi okurun cesaretini kırabilir. Oysa Spinoza’nın resmettiği hayatın geometrisiydi –fikirlerin ve duygulanışların gündelik yaşamımızda olduğu kadar bütün varoluş hallerimizde (en mistik alanlara varıncaya dek) birbirlerini kovalayıp durdukları, birbirlerini etkiledikleri ve belirledikleri. Böyle bir yaşam portresi modern dünyamıza o kadar uygundur ki, Spinoza’yı günümüzün, hatta geleceğimizin filozofu olarak kabul etmek zorunda kalırız. Ve fikirlerin bir örgütlenmesi olarak felsefe geometrik bir yönteme bu yüzden ihtiyaç duyar –fikirlerden yeni fikirlerin türeyişi… Böylece eğer geometrik sunuşta bir aykırılık görünüyorsa çözüm de hazırdır– Spinoza, yöntemini ne kadar matematikleştirirse o kadar yetkin bir şekilde günlük bireysel yaşamın içine dalmaktadır… 

 

Hegel’in Felsefesi

40,00

Hegel (1770-1831), J. G. Fichte ve en azından ilk eserlerinde F. W. J. von Schelling ile birlikte, Kant’tan sonraki onyıllarda Alman idealizmi dönemine mensuptur. Kant-sonrası en sistematik idealist olan Hegel, verdiği derslerin yanı sıra yayınlanmış yazılarıyla da, söylendiğine göre mantıksal bir başlangıç noktasından hareketle kapsamlı ve sistematik bir felsefe geliştirmeye çalışmıştır. Her halde, daha sonra Marx’ın alıp, komünizmle sonuçlanan materyalist bir tarihsel gelişim teorisine “dönüştürdüğü” bir anlatım olan en çok teleolojik tarih anlatımıyla tanınır. Almanya’da idealist felsefeler Hegel’den sonraya tarihlenirken (Beiser 2014), genellikle Alman idealizmi olarak bilinen hareket, Hegel’in ölümüyle birlikte fiilen son bulmuştur. Kuşkusuz, yirminci yüzyılın başından itibaren mantıksal düşüncedeki devrimlerden ötürü, Hegel’in düşüncesinin mantıksal yanı büyük ölçüde unutulmuştur ama siyasal ve toplumsal felsefesi ile teolojik görüşleri ilgi ve destek bulmaya devam etmiştir. Bununla birlikte, 1970’lerden bu yana, Hegel’in sistematik düşüncesine ve bunun mantıksal temeline daha genel bir felsefi ilgi yeniden canlanmıştır. 

İçindekiler | Kitabın İçinden

Shakespeare Üzerine

40,00

❝O çağın bebeklik dönemine geri dönün: Olay örgüsünün sadeliği eski zamanların eylemleri olarak adlandırılan şeye, cumhuriyetçi, vatansever, dinî, kahramanca eylemlere gerçek­ten öylesine batmıştı ki, şair bu basit bütündeki parçaları ayırt etmekte, dramatik bir başlangıç, gelişme ve son(uç) yaratmak­ta ve sonra onları zorla ayırmakta, kesmekte veya birçok farklı olaydan bir bütün şeklinde yoğurmakta daha da zorlanmıştır. Bu, Aeskhylos veya Sofokles okuyan herkes için tamamen anla­şılabilir olmalıdır. Aeskhylos’ta, neredeyse çoğu kez arka arkaya sahneler, hikâye, hisler bulunmaksızın alegorik, mitolojik, ya­rı-epik bir resim olarak tragedya nedir? Ya da antik zamanla­rın insanlarının dediği gibi, belirli bir miktarda hikâyenin içine sıkıştırıldığı korodan başka bir şey değil midir tragedya? Olay örgülerinin sadeliği en az çabayı ve sanatı mı gerektiriyordu? Ve Sofokles’in oyunlarının çoğunda durum farklı mıydı? Filoktetes, Aias, Oedipus Kolonos’ta ve diğerleri, koro tarafından çerçevele­nen dramatik resim olan kökenlerinin tekdüzeliğine hâlâ çok yakındır. Hiç şüphe yok! Bu, Yunan tiyatrosunun doğuşudur!❞


İçindekilerKitabın İçinden

Aydınlanma Felsefesi

38,00

17. ve 18. yüzyıllarda Avrupa’nın gerçek bir zihin devrimi yaşamasına
sebep olan Aydınlanma, özgürlük, ilerleme, hoşgörü, anayasacılık
gibi, modernitenin temel prensiplerine dönüşecek bir dizi fikri
savunuyordu. Daha önceki yüzyılların bireysel ve toplumsal yaşam
biçimlerini aşıp yeni bir insanlık tahayyülü sunan bu fikirler, Fransa’da,
Almanya’da, Britanya’da ve Amerika’da farklı tonlamaları olan büyük
bir entelektüel birikim yarattı.
Amerikalı felsefeci William F. Bristow bu kısa giriş kitabında
Aydınlanma felsefesinin temel meselelerini, Aydınlanma Çağı diye
nitelenen dönemin öne çıkan eserleri ve fikirleriyle birlikte ele alıyor.
Aydınlanmanın “hakikat” arayışını bilim, epistemoloji ve metafizik
üzerinden; “iyi” arayışını siyaset, ahlak ve din teorileri üzerinden;
“güzel” arayışını ise Aydınlanma estetiği üzerinden ele alan
Aydınlanma Felsefesi bu devasa birikime dair kolay okunan, her
seviyeden okur için anlaşılır bir zihin haritası sunuyor.