Minör Yayıncılık

Çağdaş Fransız Düşüncesi

60,00

❝1930’larda fenomenolojinin Fransa’ya girmesiyle başlayan süreçte, başkasıyla ilişki merkezî temalardan birini oluşturur. Özellikle Levinas’ın düşüncesinde bu tema çok belirleyicidir, ama Sartre’ın ve Merleau-Ponty’nin düşüncesinde de bu tema oldukça önemli bir yer tutar. Diyalektiğin eleştirisinin arkasında Nietzsche’nin, Freud’un ve Heidegger’in yeniden okunması vardır kuşkusuz. Buna karşın, diyalektik eleştirisi Hegel’in belli bir biçimde, belki de fazlaca basit bir okunmasına dayanıyor olabilir ve bugün bu okumanın da sorgulanmakta olduğunu belirtmeliyiz. Çağdaş Fransız Felsefesi içinde belirgin bir biçimde ortaya çıkmış olan bir yenilik belki de genelleştirilerek şöyle ortaya koyulabilir: Platon’dan beri felsefenin en önemli sorunu hep birlik ve bütünlük sorunları olmuştur. Birlik temelinden yola çıkıldığında çoğulluk anlamlandırılabilir, anlaşılabilir olsa da, çoğulluk, farklılık, başkalık temelinden yola çıkıldığında birliği tesis etmek zor ve hattâ olanaksız görünür. Çağdaş düşüncenin olayı, birlikten ve bütünlükten yola çıkmanın, başkalığı bu çerçevede ele almanın reddidir. Kaynakta bir çakışmazlık, örtüşmezlik, fark, ayrılık, muğlaklık olduğu tespiti, Heidegger’den Merleau-Ponty’e, Derrida’dan Levinas’a kabul görür. Tabii, bunu bu düşünürlerin çok farklı bağlamlarda ifade ettiklerini burada teslim etmek gerekir.❞

Monadoloji ve Sosyoloji

50,00

❝Peki tüm bunlar nasıl yok oldu ya da yok olabilirler mi? Eğer dünyada değişmez ve kadir-i mutlak olarak bilinen, değişmez dengeler hedefleyen yasalardan, bu yasaların uygulandığı ve homojen diye bilinen tek bir maddeden başka bir şey yoksa, bu yasaların o madde üzerindeki etkisi, evreni her an gençleştiren değişiklikleri ve onu olumlu yönde değiştiren beklenmedik devrimleri nasıl yaratabiliyor? Nasıl oluyor da çok küçük bir ara nağme bu sert ritimlerin arasına giriveriyor ve dünyanın bu ebedi tekdüzeliğini (ne denli az olursa olsun) renklendirebiliyor? Tekdüzenin, monotonun ve homojenin birlikteliğinden can sıkıntısından başka ne doğabilir? Eğer her şey özdeşlikten geliyorsa, her şey onu amaçlıyor ve ona gidiyorsa, bizi büyüleyen bu çeşitliliklerin kaynağı nedir? Şundan emin olalım, şeylerin temeli sandığımız kadar zayıf, zavallı, donuk ve renksiz değildir. Varlık tipleri gemlerden ve frenlerden başka bir şey değildir; yasalar, gelecekteki yasaların ve tiplerin gizlilik içinde hazırlandığı, üst üste eklenen sayısız engellere rağmen, kimyasal ve yaşamsal sıkıdüzene rağmen, akla ve büyük mekaniğe rağmen, bir gün bir ulusun insanları gibi tüm engelleri aşmakla ve yıkıntılarından kendilerine üstün bir çeşitlilik yaratmakla son bulan devrimci iç farklılıkların taşkın seline karşı dikilmiş nafile bentlerden başka bir şey değildirler.❞