Herder Banner SN v2
Bellini Banner SN
previous arrow
next arrow

Türk Sağı Mahalle, Kriz ve Kritik

100,00

Ahmet Tarık Çelenk bu kitapta Türk Sağının üç ana bileşeni olan muhafazakâr,
milliyetçi ve İslamcı dünya görüşlerinin ve yaşam tarzlarının sosyo-kültürel ve politik
bir analizini sunuyor.
Çelenk, bugünün Türkiye’sine dair zamanın ruhunu yansıtan birçok kritik konuda
Türk Sağının kriz(ler)ine dikkat çekerken, bir yandan da krizlere yol açan
nedenleri sorguluyor ve onların kritiğini yapıyor. Türkiye’nin 1960’lı yıllardan bu
yana geçirdiği büyük değişime şahitlik eden yazar, eleştirel akla muhtaç olduğunu
söylediği Türk Sağının “mahalle” kompleksini aşamayışından bugünün gençlerinin
inanç krizine, İttihatçılığın mirasından Kürt ve Ermeni meselesine, muhafazakâr
burjuvazinin vizyon sorunundan tarikat ve cemaatlerin dünyevi dönüşümlerine dek
birçok konuda cesur ve özgün değerlendirmelerde bulunuyor.
Türk Sağı: Mahalle, Kriz ve Kritik Osmanlı’dan günümüze Türk modernleşmesinin
sosyal ve kültürel boyutlarına ilişkin pek çok ince detayı dile getiren, kapsamlı ve
samimi bir eser…

Aydınlanma Felsefesi

38,00

17. ve 18. yüzyıllarda Avrupa’nın gerçek bir zihin devrimi yaşamasına
sebep olan Aydınlanma, özgürlük, ilerleme, hoşgörü, anayasacılık
gibi, modernitenin temel prensiplerine dönüşecek bir dizi fikri
savunuyordu. Daha önceki yüzyılların bireysel ve toplumsal yaşam
biçimlerini aşıp yeni bir insanlık tahayyülü sunan bu fikirler, Fransa’da,
Almanya’da, Britanya’da ve Amerika’da farklı tonlamaları olan büyük
bir entelektüel birikim yarattı.
Amerikalı felsefeci William F. Bristow bu kısa giriş kitabında
Aydınlanma felsefesinin temel meselelerini, Aydınlanma Çağı diye
nitelenen dönemin öne çıkan eserleri ve fikirleriyle birlikte ele alıyor.
Aydınlanmanın “hakikat” arayışını bilim, epistemoloji ve metafizik
üzerinden; “iyi” arayışını siyaset, ahlak ve din teorileri üzerinden;
“güzel” arayışını ise Aydınlanma estetiği üzerinden ele alan
Aydınlanma Felsefesi bu devasa birikime dair kolay okunan, her
seviyeden okur için anlaşılır bir zihin haritası sunuyor.

Nietzsche’nin Felsefesi

40,00

Modern Batı düşüncesinin enigması olan Friedrich Wilhelm Nietzsche bireycidir,
perspektivisttir, elitisttir, anarşisttir, varoluşçudur, yaşamsalcıdır, nasyonalisttir,
enternasyonalisttir, insanın ahlâken yükselişinin filozofudur, insanın ahlâken
çöküşünün filozofudur, romantizmle postmodernizm arasında bir köprüdür; bazen
de on dokuzuncu yüzyılla günümüz düşüncesi arasında köprüsüz bir uçurumdur.
Nietzsche aynı zamanda bir şairdir, denemecidir, filologdur. Nietzsche, her
hâlükârda, entelektüel radikalizmin en önemli simalarındandır.
Friedrich Nietzsche ve dağınık bir görünüm arz eden eserlerinin en önemlisinin
hangisi olduğu konusunda da, onun neyin filozofu olduğu konusundaki kadar
renkli ve sonuçsuz bir tartışma süregitmektedir. Böyle Buyurdu Zerdüşt, Ahlâkın
Soykütüğü ya da İnsanca, Pek İnsanca… Hakikaten Nietzsche’nin fikirlerinde
de, eserlerinde de gerçek anlamda bir merkez bulmak hiç de kolay değildir. Bu
nedenle, yazılarının ağırlık noktasının tespit edilemeyişi ile “Nietzsche enigması”
adem-i merkeziyet kavramıyla da incelenmeyi hak etmektedir.
Bu çalışmada Amerikalı felsefeci L. R. Anderson, Nietzsche’yi ve ona dair
süregiden tartışmaları bütüncül bir yaklaşımla ele alarak, aslında Nietzsche’nin
zannedilenden çok daha tutarlı ve odaklı bir filozof olduğunu ortaya koyuyor.
Nietzsche’nin Felsefesi felsefeyle ilgilenen her seviyeden okurlar için önemli ve
güncel bir kaynak…

Spoon River Antolojisi

75,00

Yirminci yüzyıl Amerikan edebiyatının en sıradışı eserlerinden biri
olan Spoon River Antolojisi, kurgusal bir kasabanın vefat etmiş
insanlarının bakış açılarından yazılmış bir şiir koleksiyonudur. Her bir
şiir, o şiire adını veren kişinin mezar yazıtı olarak kurgulanmıştır. Bu
yazıtlarda, Spoon River adlı bu farazi Amerikan Orta Batı kasabasının
mezarlığına gömülen 250 kişinin yaşam öyküleri birbirine bağlanarak
hayatları ve ölümleri anlatılır; üstelik aşkları ve nefretleri, başarıları ve
başarısızlıkları, sırları ve suçları da ifşa edilir.

Modifiye Masallar

38,00

Koç Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümü öğretim üyesi, şair
ve çevirmen Nazmi Ağıl yakın zamanda Nasrettin Hoca fıkralarını
bugünün okurlarına yeniden anlatmıştı. Şimdi de dünya edebiyatına
mal olmuş masalları kendine özgü mizahı ve akıcı şiir diliyle tekrar
kaleme alıyor. Fakat bu defa yolunda gitmeyen bir şeyler var. Çünkü
Ağıl, Kurbağa Prens’e Rapunzel’e, Bremen Mızıkacıları’na, Kırmızı
Başlıklı Kız’a, Keloğlan’a, Çizmeli Kedi’ye ve daha nicelerine günümüz
insanının sorgulayıcı bakış açısıyla yaklaşıp onları popüler kültür
öğeleriyle yoğuruyor. Böylelikle, tanıdık şekilde başlayan masallar,
yepyeni bir yorumla, son derece şaşırtıcı bir sona varıyor. Kısaca
Modifiye Masallar belirli bir yaşa değil, masalların orijinal hallerini
bilen, çocuklar başta olmak üzere, her yaştan okura çok renkli ve
eğlenceli bir deneyim sunuyor.

Kırk Ekülük Adam, Platon’un Düşü ve Diğer Hikâyeler

44,00

Platon çok düş kurardı. Gerçi, onun zamanında kimsenin ondan aşağı kalır yanı yoktu. Platon, insan doğasının bir zamanlar çift olduğunu ve hatalarının cezası olarak erkek ve dişiye ayrıldığını düşlemişti. 

Matematikte beş düzgün cisim olduğu için, ancak beş mükemmel dünya olabileceğini iddia etmişti. Onun devleti, büyük düşlerinden biriydi. Uykunun uyanıklıktan, uyanıklığınsa uykudan doğduğunu ve bir su havuzuna ya da tutulmaya bakan kişinin görme yetisini kesinlikle kaybedeceğini düşlemişti. Bu düşler sonraları büyük ün kazandı. 

Spinoza’nın Felsefesi

40,00

Felsefenin büyük kitaplarının harikulade bir özelliği, hem sokaktaki insanın okuyup anlayabileceği, hem de yalnızca işin jargonundan haberdar olan uzmanların, yani felsefecilerin baş edebileceği iki ayrı düzlemde yazılmış olmalarıdır. Yayın dünyamıza üçüncü kez sessizce giren Spinoza’nın Ethica’sı işte bu tür kitaplar arasında belki de tarihsel önemi en yüksek olanlardandır. Sokaktaki insanın anlayabilmesi bütün teknik okuma zorluklarına karşı, yalnızca mümkün değil, zorunludur, çünkü orada yalnızca ve yalnızca –herkesin doğal olarak fikir sahibi olduğu– günlük hayattan, yaşam pratiğinden, tutkulardan, imgelemden ve bireysel ya da kollektif yaşamdan bahsediliyor. Buna karşın, ilk bakışta sokaktaki okuyucuyu belki de dehşete düşürebilecek sunuluş biçimi (Öklid geometrisi gibi, tanımlar, belitler, önermeler halinde düzenlenmiş geometrik bir sunum), sürekli olarak Tanrı’dan, Tözden, Sıfatlardan bahsedilmesi okurun cesaretini kırabilir. Oysa Spinoza’nın resmettiği hayatın geometrisiydi –fikirlerin ve duygulanışların gündelik yaşamımızda olduğu kadar bütün varoluş hallerimizde (en mistik alanlara varıncaya dek) birbirlerini kovalayıp durdukları, birbirlerini etkiledikleri ve belirledikleri. Böyle bir yaşam portresi modern dünyamıza o kadar uygundur ki, Spinoza’yı günümüzün, hatta geleceğimizin filozofu olarak kabul etmek zorunda kalırız. Ve fikirlerin bir örgütlenmesi olarak felsefe geometrik bir yönteme bu yüzden ihtiyaç duyar –fikirlerden yeni fikirlerin türeyişi… Böylece eğer geometrik sunuşta bir aykırılık görünüyorsa çözüm de hazırdır– Spinoza, yöntemini ne kadar matematikleştirirse o kadar yetkin bir şekilde günlük bireysel yaşamın içine dalmaktadır… 

 

Hegel’in Felsefesi

40,00

Hegel (1770-1831), J. G. Fichte ve en azından ilk eserlerinde F. W. J. von Schelling ile birlikte, Kant’tan sonraki onyıllarda Alman idealizmi dönemine mensuptur. Kant-sonrası en sistematik idealist olan Hegel, verdiği derslerin yanı sıra yayınlanmış yazılarıyla da, söylendiğine göre mantıksal bir başlangıç noktasından hareketle kapsamlı ve sistematik bir felsefe geliştirmeye çalışmıştır. Her halde, daha sonra Marx’ın alıp, komünizmle sonuçlanan materyalist bir tarihsel gelişim teorisine “dönüştürdüğü” bir anlatım olan en çok teleolojik tarih anlatımıyla tanınır. Almanya’da idealist felsefeler Hegel’den sonraya tarihlenirken (Beiser 2014), genellikle Alman idealizmi olarak bilinen hareket, Hegel’in ölümüyle birlikte fiilen son bulmuştur. Kuşkusuz, yirminci yüzyılın başından itibaren mantıksal düşüncedeki devrimlerden ötürü, Hegel’in düşüncesinin mantıksal yanı büyük ölçüde unutulmuştur ama siyasal ve toplumsal felsefesi ile teolojik görüşleri ilgi ve destek bulmaya devam etmiştir. Bununla birlikte, 1970’lerden bu yana, Hegel’in sistematik düşüncesine ve bunun mantıksal temeline daha genel bir felsefi ilgi yeniden canlanmıştır. 

İçindekiler | Kitabın İçinden

Türkiye’de Asker Toplum ve Siyaset

78,00

Elinizdeki kitap ise asker-siyaset-toplum bağlantılarının içerdiği sorunlara bu kez yukarıdan değil içeriden, asker kişilerin kendi yazınları üzerinden cevap bulmaya çalışmakta. Askerlerin kendi ocaklarına, topluma ve siyasete dair eğilimlerinin, tavırlarının, tutumlarının ve davranışlarının oluşumunda, içinde yaşanan genel toplumsal siyasal bağlamın, geçilen eğitim kurumlarının, yaşanan mekânların, kişisel ve meslekî toplumsallaşma süreçlerinin belirleyiciliği dikkatle kaale alınmakta. 

İçindekiler | Kitabın İçinden

Minör Yayıncılık

Çağdaş Fransız Düşüncesi

60,00

❝1930’larda fenomenolojinin Fransa’ya girmesiyle başlayan süreçte, başkasıyla ilişki merkezî temalardan birini oluşturur. Özellikle Levinas’ın düşüncesinde bu tema çok belirleyicidir, ama Sartre’ın ve Merleau-Ponty’nin düşüncesinde de bu tema oldukça önemli bir yer tutar. Diyalektiğin eleştirisinin arkasında Nietzsche’nin, Freud’un ve Heidegger’in yeniden okunması vardır kuşkusuz. Buna karşın, diyalektik eleştirisi Hegel’in belli bir biçimde, belki de fazlaca basit bir okunmasına dayanıyor olabilir ve bugün bu okumanın da sorgulanmakta olduğunu belirtmeliyiz. Çağdaş Fransız Felsefesi içinde belirgin bir biçimde ortaya çıkmış olan bir yenilik belki de genelleştirilerek şöyle ortaya koyulabilir: Platon’dan beri felsefenin en önemli sorunu hep birlik ve bütünlük sorunları olmuştur. Birlik temelinden yola çıkıldığında çoğulluk anlamlandırılabilir, anlaşılabilir olsa da, çoğulluk, farklılık, başkalık temelinden yola çıkıldığında birliği tesis etmek zor ve hattâ olanaksız görünür. Çağdaş düşüncenin olayı, birlikten ve bütünlükten yola çıkmanın, başkalığı bu çerçevede ele almanın reddidir. Kaynakta bir çakışmazlık, örtüşmezlik, fark, ayrılık, muğlaklık olduğu tespiti, Heidegger’den Merleau-Ponty’e, Derrida’dan Levinas’a kabul görür. Tabii, bunu bu düşünürlerin çok farklı bağlamlarda ifade ettiklerini burada teslim etmek gerekir.❞

Monadoloji ve Sosyoloji

50,00

❝Peki tüm bunlar nasıl yok oldu ya da yok olabilirler mi? Eğer dünyada değişmez ve kadir-i mutlak olarak bilinen, değişmez dengeler hedefleyen yasalardan, bu yasaların uygulandığı ve homojen diye bilinen tek bir maddeden başka bir şey yoksa, bu yasaların o madde üzerindeki etkisi, evreni her an gençleştiren değişiklikleri ve onu olumlu yönde değiştiren beklenmedik devrimleri nasıl yaratabiliyor? Nasıl oluyor da çok küçük bir ara nağme bu sert ritimlerin arasına giriveriyor ve dünyanın bu ebedi tekdüzeliğini (ne denli az olursa olsun) renklendirebiliyor? Tekdüzenin, monotonun ve homojenin birlikteliğinden can sıkıntısından başka ne doğabilir? Eğer her şey özdeşlikten geliyorsa, her şey onu amaçlıyor ve ona gidiyorsa, bizi büyüleyen bu çeşitliliklerin kaynağı nedir? Şundan emin olalım, şeylerin temeli sandığımız kadar zayıf, zavallı, donuk ve renksiz değildir. Varlık tipleri gemlerden ve frenlerden başka bir şey değildir; yasalar, gelecekteki yasaların ve tiplerin gizlilik içinde hazırlandığı, üst üste eklenen sayısız engellere rağmen, kimyasal ve yaşamsal sıkıdüzene rağmen, akla ve büyük mekaniğe rağmen, bir gün bir ulusun insanları gibi tüm engelleri aşmakla ve yıkıntılarından kendilerine üstün bir çeşitlilik yaratmakla son bulan devrimci iç farklılıkların taşkın seline karşı dikilmiş nafile bentlerden başka bir şey değildirler.❞

Teorik Bakış Dergisi

Teorik Bakış Sayı: 14 Salgın

75,00
Dünya yeni bir on yılın başlangıcında, Çin kaynaklı yeni bir solunum yolu hastalığını tanıdı. Kısa sürede küresel bir halk sağlığı riski haline gelen Covid-19, 11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edildi.

Tarih boyunca yaşanmış tüm pandemiler gibi Covid-19’da toplumsal değişimin ivmelenmesinde önemli bir rol oynamakta. Tıbbi olduğu kadar ve hatta daha fazla sosyal bir felaket olan salgın küresel dünyanın yaşam alışkanlıklarını ve pratiklerini, rutinlerini, ritüellerini önemli ölçüde değiştirdi. Hal buyken neler yaşadığımız, neden yaşadığımız ile ilgili pek çok soru belirdi.

Bu nedenle Teorik Bakış’ın bu sayısı pandemiye ayrıldı. Bu sayıda Covid-19’u hazırlayan Antroposen çağındaki insan doğa ilişkisi, sürekli kalkınmayı önceleyen üretim ilişkileri, salgının yol açtığı ve/veya derinleştirdiği eşitsizlikler, salgın günlerinde değişen gündelik yaşam pratiklerimiz, zamanla ve mekanla dönüşen ilişkilerimiz ve daha pek çok konuyu ele alan yazılar yer almakta. Dahası bu sayı sadece Covid-19’u değil, tarih boyunca yaşanmış salgınları da yeniden gündeme taşımakta.